Fuat Selvi gibi iftiracı devşirmeye çalışan başka bir isim ise avukat Hüseyin Küçük’tür. Bu avukat, cezaevine konulduktan yaklaşık 6 ay sonra etkin pişman olmaya karar veren Çağla Çelenlioğlu’nu ikna eden avukattır.

Çağla Çelenlioğlu ve birazdan detaylarını aktaracağımız Beril Koncagül, Bursa Yenişehir cezaevinde aynı hücrede tutulmaktaydı. Çağla Çelenlioğlu operasyonun başından itibaren hep arkadaşlarının safında yer almış, iftira atmak istemediğini belirtmiş, kendilerine yapılanın bir kumpas olduğunu söylemişti. Mali Şube’de gözaltındayken alınan ifadesinde kendisine yapılan suçlamaları reddetmişti.

Çağla Çelenlioğlu Bursa Yenişehir Cezaevi’ne yerleştirildikten sonra aynı dosya kapsamında tutuklanarak farklı cezaevlerine gönderilen arkadaşlarıyla defalarca mektuplaşmıştır. Çizim kabiliyeti sayesinde arkadaşlarına sayısı yüzlere varan karikatür çizip yollamıştır. Tüm mektuplarında ve karikatürlerinde onları ne kadar çok sevdiğini ve bu yaşadıklarının bir komplo olduğunu belirtmiştir. Bu durum Av. Hüseyin Küçük ile tanışana kadar devam etmiştir.

Avukat Hüseyin Küçük ile konuşup müebbet hapis cezası alacaklarına inandırılan Çağla Çelenlioğlu, bu noktada adeta 180 derece dönüş yaparak bir anda Adnan Oktar ve çok sevdiği arkadaşlarını çok ağır ithamlarla suçlamaya başlamıştır.

İzmir Barosu avukatı olmasına rağmen Hüseyin Küçük, hiçbir tanışıklığı olmadığı, çağırılmadığı halde bu dava kapsamında tutuklu bulunan Kocaeli Cezaevi’nde Ebru Altan’ı, Tekirdağ Cezaevi’nde ise Zeynep Yalçın’ı ziyarete gitmiş, onları da itirafçı olmaya yönlendirmeye çalışmıştır. Ebru Altan ve Zeynep Yalçın bu avukatın meslek etiğine aykırı söylemleri sebebiyle şikayet dilekçeleri yazmışlardır. Zeynep Yalçın şikayetinde, başka bir cezaevinde tutulan kardeşi Mukbil Yalçın’ın da yine avukat Hüseyin Küçük tarafından ziyaret edildiğini, ancak kardeşi bu avukatı tanımadığı için görüşmeye çıkmayınca, Hüseyin Küçük’ün aynı koğuşta kalan başka bir kişi ile görüşerek onun üzerinden Mukbil Yalçın’a haber göndermeye çalıştığını belirtmiştir.

Çağla Çelenlioğlu ve ailesi de Hüseyin Küçük ile hayatlarının hiçbir döneminde rastlaşmamış, tanışmamış ve aralarında bir diyalog yaşanmamışken, söz konusu avukat ilginç bir şekilde İzmir’den kalkıp Çağla Çelenlioğlu’nun tutulduğu Bursa’ya seyahat edip görüşmelere başlamıştır.

Bu görüşmeler sırasında avukat Hüseyin Küçük, Beril Koncagül ile de temasa geçmiş ve onu da etkin pişman olmaya yönlendirmiştir. Beril Koncagül bu durumu 5 Ocak 2019 tarihli etkin pişman ifadesinde şöyle belirtmektedir:

“…ikimiz avukat Hüseyin KÜÇÜK ile konuştuk ve biz Çağla ile beraber koğuşta bildiklerimizi savcılığa ayrı ayrı dilekçe halinde örgüt hakkındaki tüm bildiklerimizi doğru bir şekilde yazıp gönderdik.”

Daha da ilginç olan, bu ifadesi sırasında avukatı farklı bir kişi olmasına rağmen, etkin pişman Beril Koncagül’ün 12.02.2019 tarihinde yapılan fotoğraf teşhisine de avukat Hüseyin Küçük’ün girmiş olmasıdır.



Avukat Hüseyin Küçük’ün de söylemleri Avukat Fuat Selvi ile aynı paralelde olmuş, konuştuğu kişilere hüküm giymekten hiçbir şekilde kurtulamayacaklarını, tek çözümün etkin pişman olmalarında ve önlerine konulan şablon suçlamaları kabul etmekte yattığını dikte etmiştir.

İzmir’de görev yapan bir avukatın, tanımadığı ve kendisini çağırmayan birileri için İzmir’den kalkıp Bursa’ya, Tekirdağ’a ve Kocaeli’ne gitmesinin altında yatan motivasyon mutlaka araştırılmalı ve gün ışığına çıkarılmalıdır.

Hüseyin Küçük’ün tutuklu Zeynep Yalçın’ın ziyaretine gidişi de aynı şekilde soru işaretleriyle doludur. Öncelikle belirtmeliyiz ki, Zeynep Yalçın ile Hüseyin Küçük isimli avukat arasında ne bir vekalet ilişkisi ne de bir tanışıklık bulunmamaktadır.

Avukat Küçük, Zeynep Yalçın ile yaptığı görüşmede İstanbul Cumhuriyet Başavcılığınca “gizli” olarak yürütülen soruşturma dosyasındaki tüm gizli bilgilere ve çok daha fazlasına hakim olduklarını belirtmiş ve hapisten kurtulmak için tek yolun “sözde itirafçı olmak” olduğunu açık açık söylemiştir.

a) Avukat Küçük, Adnan Oktar’ın ve tüm arkadaşlarının mektuplarını takip ettiklerini ve tüm cezaevindeki bayanlarla tek tek görüşeceğini söylemiştir. Adnan Oktar’ın ve arkadaşlarının kendi aralarında yazılmış mektuplarının rızaları dışında bir başkaları tarafından takip edilmesi, okunması ve bu mektup içeriklerinin çarpıtılarak birilerini tehdit etmek için kullanılması açıkça bir suçtur. Küçük’ün bu eylemlerinin TCK m.132 “haberleşmenin gizliliğini ihlal” ve m.134 “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçlarına vücut verdiği çok açıktır.

Ancak her nedense bir hukukçu olan Küçük açıkça hukuka aykırı eylemlere tevessül etmekten çekinmemekte ve suçsuz insanları 30-40 yıllık arkadaşlarına iftira atmaları için zorlamaktadır. 

b) Avukat Küçük, Zeynep Yalçın’a mutlaka sözde itirafçı olması gerektiğini söylemiş ve buna esas gerekçe olarak da Yalçın’ın hasta olan tutuklu kardeşini göstermiştir. Hüseyin Küçük, Zeynep Yalçın’a sözde itirafçı olursa kendisiyle beraber hasta olan kardeşi Mukbil Yalçın’ı da çıkartacaklarını, AKSİ HALDE KARDEŞİNİN ÖLENE KADAR HAPİSTEN ÇIKAMAYACAĞINI SÖYLEYEREK AÇIKÇA TEHDİTTE BULUNMUŞTUR. Ayrıca,Küçük dosyanın husumetli müştekilerinden olan Fırat Develioğlu gibi kişilerin çok önemsiz insanlar olduğunu, işin içerisinde daha üst seviyede insanlar olduğunu söylemiştir.

c) HüseyinKüçük, Zeynep Yalçın’a tüm bunların haricinde, Sayın Savcılık tarafından “gizli” olarak yürütülen ve savunma müdafilerinin dahi hiçbir detayından haberdar olamadıkları soruşturma dosyasının içeriğini çok iyi bildiğini ve dosyada güya ömür boyu hapis yatmalarına yetecek kadar iddia olduğunu söylemiştir. Hatta HüseyinKüçük, dosya içerisinde güya var olduğunu ileri sürdüğü ancak tamamen gerçek dışı olan birçok iddiayı da sanki gerçekmiş gibi peşpeşe sıralayarak Zeynep Yalçın’ın gözünü korkutmaya çalışmıştır.

Küçük’ün bu sözleri bir hukukçu ciddiyetine yakışmayacak derecede ağır hakaret ve iftiralar içermektedir. Var olması asla mümkün olmayan bazı sözde belgeleri sadece insanların gözlerini korkutup onları kandırmak adına birer gerçekmiş gibi anlatmak avukatlık mesleğinin ahlaki değerleriyle ters düşmektedir. 

Adnan Oktar ve arkadaşlarının dostlukları öyle dünden bugüne gelen bir dostluk değil, sevgi temeline dayalı ve 30-40 yıllık maziye sahip bir dostluktur. Bu nedenle de Adnan Oktar’ın hiçbir arkadaşı bu tarz ucuz tehditlere boyun eğecek, hapisten çıkabilmek için yapmadıkları suçları kabul edecek ve dostlarına iftira atacak insanlar değillerdir. Ancak, cezaevlerinde kasıtlı olarak kötü şartlara maruz bırakılan ve ölüm riski taşıyan hastalığı bulunan bazı kişiler, yaşamları ve sağlıkları arasında bir tercih yapmak zorunda kalarak, adı geçen avukatların baskı ve tehditleri karşısında mecburen pes etmek zorunda kalmışlardır. Onların da sayıları oldukça azdır. 



Daha yeni Daha eski