Mahkeme heyeti 25.02.2020 tarihli ara kararıyla etkin pişman sanıkların, 23.06.2020 tarihli ara kararıyla mağdur, müşteki ve tanıkların ifadelerinin CMK m.236 yollamasıyla CMK m.200/1 uyarınca sanıkların yokluğunda, sanıklar duruşmaya hiç getirilmeden alınmasına karar vermiştir. Buna karşı yapılan tüm itirazlara rağmen mahkeme heyeti anılan kararından dönmemiş ve tüm ifade işlemlerini sanıkların yokluklarında tamamlamıştır. AYRICA YİNE YAPILAN TÜM TALEPLERE VE USULİ İTİRAZLARA RAĞMEN BU İFADELERE DAİR TUTANAKLAR OKUNMAMIŞ, İÇERİĞİ ANLATILMAMIŞ VE SANIKLARA BU KONUDA HERHANGİ BİR SÖZ HAKKI TANINMAMIŞTIR. BU ANLAMDA CMK’NIN 200. MADDESİ AÇIKÇA İHLAL EDİLMİŞTİR.

 

Mahkeme heyeti güya sözde örgütün korkutucu gücünün olduğunu söylemiş ve buna gerekçe olarak da Av. Eser Çömlekçioğlu’nun Av. Eşref Nuri Yakışan hakkındaki şikayetini ve Kübra Kartal’a isnat edilen tehdit eylemini göstermiştir. Halbuki hiçbir etkin pişman sanığın veya müştekinin isnat olunan bu eylemlerden dolayı korku duyduklarına dair somut bir delil olmadığı gibi böyle bir iddiaları dahi olmamıştır. Hatta etkin pişman sanıkların tamamı, müştekilerin ise bir kısmının ifade verdiği sırada Av. Eşref Nuri Yakışan duruşma salonunda hazır bulunmaktaydı. Buna rağmen taraflardan ve dahi Av. Eser Çömlekçioğlu tarafından korku duyduğuna, ifade vermesine mani olunduğuna veya en ufak bir rahatsızlık duyduğuna dair hiçbir beyan,talep, itiraz olmamıştır.

 

Buna göre, sözde “örgütün korkutucu gücü” minvalinde gerekçelendirilen bu karar, başta masumiyet karinesi olmak üzere tüm ceza hukuku ilkelerini ihlal etmekte olup; somut durum itibariyle de, “sanık olmazsa yargılama olmaz” ilkesini esnetmeyi gerektirecek herhangi bir vaka bulunmamaktadır. Bu anlamda, iddia makamının hiçbir şekilde somutlaştırılmamış, afaki ve ceza hukuku temel ilkeleri ile çelişen bu talebi üzerine kurulan mahkeme kararı, başta savunma hakkı olmak üzere, adil yargılanma hakkı altında vücut bulan birçok hakkın ihlali niteliğindedir.

Sözde “örgütün korkutucu” gücü denilerek toptancı mantığında uygulanan bu kararın müşteki polis memurları Abdullah Karadaş, Cihat Onur Aykaç gibi kişiler veya Adil Serdar Saçan, Mine Kırıkkanat gibi kişiler veya Özkan Mamati, Fırat Develioğlu, Aykut Ayna, Alper Ünek, Uğur Şahin vb gibi kişiler için dahi uygulanması akli ve hukuki zeminde açıklanmaktan çok uzaktadır. Bu kişilerin güya korktuklarına veya çekindiklerine dair hiçbir beyanları, ifadeleri veya talepleri olmamıştır. AKSİNE HER FIRSATTA KORKMADIKLARINI, ÇEKİNMEDİKLERİNİ AÇIK AÇIK SÖYLEMEKTEDİRLER.

 

Hatta sanıklar arasında da somutlaştırma yapılmamıştır. Hakkında müştekilerce somut bir fiil veya cinsel saldırı vb isnat bulunmayan sanıklar dahi duruşmalardan uzak tutulmuştur. Mahkeme heyetinin uygulaması bu yönüyle de son derece hatalıdır.

 

Ayrıca mahkeme heyeti CMK m.236 yollamasıyla aldığı bu karar uyarınca ifadesini aldığı mağdurları tanık sıfatıyla dinlediğini kabul etmiştir. Ancak buna rağmen tanıkların dinlenmesine ilişkin hükümleri düzenleyen CMK m.52’ye aykırı davranmıştır.

 

CMK m.236 yollmasıyla “tanık” olarak dinlenen bu kişileri ayrı ayrı dinlememiştir. Tüm mağdurlar aynı anda salonda bulunmuşlardır. Mahkeme heyeti ifade vermeyen tanıkları salondan çıkartmayarak açıkça usule aykırı bir yargılama yürütmüştür. Nitekim 05.08.2020 tarihli duruşmada bir kısım sanıklar müdafii Av. Eşref Nuri Yakışan bu durumu mahkeme heyetine hatırlatmış olmasına rağmen mahkeme heyetince dikkate alınmamıştır.

 

 

Bir başka hukuka aykırılık ise sanık Ozan Süer hakkında tutuklama kararı verilen 26.08.2020 tarihli duruşmada yaşanmıştır. Sanık Ozan Süer duruşmaların kapalı ve sanıkların yokluğunda yapılan 26.08.2020 tarihli duruşma sırasında huzura alınmış, kısaca söz hakkı verilmiş ve sonrasında apar topar tutuklanmıştır.

 

Öte yandan CMK 200. maddede öngörülen istisna hali de somut olayla örtüşmemektedir. Öyle ki, anılan maddede aynen; “(1) Sanığın yüzüne karşı suç ortaklarından birinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilirse,mahkeme, sorgu ve dinleme sırasında o sanığın mahkeme salonundan çıkarılmasınakarar verebilir. (2) Sanık tekrar getirildiğinde, tutanaklar okunur ve gerektiğindeiçeriği anlatılır.” ifadeleri yer almaktadır.

 

Ancak yargılama boyunca bu tutanaklar sanıklara okunmadığı gibi, dosyanın esas hakkında mütalaaya gönderildiği tarihte halen sanıklara tebliğ edilmemiş olan müşteki beyanları bulunmaktaydı.

 

Buna göre, sanığın suç ortağı olarak lanse edilen kişinin, sanığın yüzüne karşı doğruyu söylemeyeceğinden endişe edilmesi durumunun, somut gerekçelerle belirtilmesi gerekmektedir. Öte yandan, dosya kapsamında yargılanan iki yüzü aşkın sanığın her birinin tüm müşteki beyanları sırasında, duruşmadan çıkartılmış olması da, somut ve gerekçelendirilmiş bir karar verilmediğini ortaya koymaktadır.

 

Öyle ki tüm müştekilerin ifadeleri, tüm sanıkları ilgilendirmediği gibi, iddia makamının ve Mahkemenin, müştekilerin, diğer sanıklar huzurunda ne sebeple doğruyu söylemekten çekindikleri konusunda endişe duyulduğunu da açıklamaları ve somutlaştırmaları gerekmektedir. Oysa, mahkeme tarafından verilen karar, “sanık olmazsa yargılama olmaz” ilkesinin, toptancı yaklaşım ve afaki gerekçelerle ihlal edildiğini ortaya koymaktadır.

 

Ayrıca yukarıda açıklanan sebeplerle, masumiyet karinesini ihlal eder nitelikte bir sebebe dayandırılan ve somut olarak gerekçelendirilmeyen bu talebin, mahkeme tarafından tasdik edilmiş olması da, mahkemenin sanıklar hakkındaki düşüncesini açığa çıkarır nitelikte olup, ihsas-ı rey olarak yorumlanmaya müsaittir.

 

Belirtmek isteriz ki, mahkeme heyeti, yargılamanın düzenini sağlamaya muktedir olup gerek etkin pişmanlıktan yararlanan sanıkların gerek diğer sanıkların gerekse müştekilerin dinlenmesi sırasında, kendilerine adil yargılanma ortamını sağlayabilecek güce sahiptir. Mahkemenin, afaki olan ve gerçekçi bir sebebe dayanmayan bir talep karşısında savunma ve adil yargılanma haklarını esnetmemesi kendisinden beklenen elzem ve temel bir taleptir. Ancak mahkeme heyeti böyle davranmamıştır.

 

Mahkemece verilen söz konusu kararın bir başka boyutu ise, sanıkların CMK 201. maddesinde hüküm altına alınan, soru sorma haklarının engellenmiş olmasıdır. Öyle ki, CMK 201. maddesinde aynen; “Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.”ifadelerine yer verilmek suretiyle, Sanığın Mahkeme aracılığı ile, diğer sanığa ve müştekiye soru sorma hakkının olduğu dile getirilmiştir.Özellikle, dosyamızda olduğu gibi, isnatların, tarafların birbirleri ile ilgili beyanlarına dayandığı yargılamalarda, maddi gerçeğe ulaşılabilmesi adına doğrudan soru sorma ve sanığın diğer sanığa soru sorabilmesi hakları büyük önem arz etmektedir.

Öyle ki iddia edilen hadiselerin başkahramanı olan ve olayları bizatihi yaşamış olan kişilerin, karşısındakine tüm detayları ile soru sorabilmesi; karşısındakinin bu sorulara karşı vereceği cevaplar, bu esnada içine gireceği ruh hali, jest ve mimikleri dahi, maddi gerçeği arayan mahkemeye çok önemli ipuçları verebilecektir. Aslen mahkemenin nihai kanaatini oluşturacak olan hususlar da bunlardır. Müvekkillerin, duruşmadan çıkartılmış olması sebebiyle kendilerine tanınan bu hak da yok sayılmış olup, maddi gerçeğe ulaşılması noktasındaki en önemli muhakeme araçlarından biri kullanışsız hale getirilmiştir. Üstelik bu karar, yukarıdan beri izah edildiği üzere, sağlam hukuki bir temele de dayanmamaktadır.

AİHM uygulamasında da kendisine suç isnat edilen sanıklar için duruşmada hazır bulunma hakkı, hakkaniyete uygun yargılamanın bir gereği olarak kabul edilmektedir. AİHS 6. madde tümüyle değerlendirildiğinde, âdil bir yargılama için sanığın kendisi ile ilgili, davanın duruşmalarına bizzat katılma hakkı olduğunun kabulü gerekir. Ayrıca m. 6/3-c, d’de sanığın kendini savunma hakkı, iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek hakları olduğu açıkça belirtilmiştir.

Bu hakların kullanılabilmesinin ön koşulu sanığın duruşmada bizzat hazır bulunabilme hakkıdır. AİHM (Barbera/İspanya, 6.12.1988) kararında, sanığın duruşmada hazır bulunma hakkının, makul sayılabilecek gerekçelerle ve keyfiliğe yol açmadan sınırlandırılabileceğini vurgulamıştır. Anılan kararında AİHM, “Sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı mutlak bir hak olmamakla beraber bu hakların sınırlanabilmesi için gerekli koşulların gerçekleşmesi gerekir. Sanığın duruşma düzenini bozma, tanığın korkutulması hâli veya kimliği gizli tutulan tanığın dinlenmesi hâlinde bu haktan sapılması uygun görülebilmektedir. Bu konudaki sınırlamalar, durumun gerektirdiği ölçüde ve keyfiliğe yol açmayacak şekilde olmalıdır.”

 

Oysa yukarıdan beri izah edildiği üzere, işbu davadaki sınırlama sebebi oldukça muğlak, soyut ve temelsizdir. Bu durum, savunma hakkının keyfi olarak sınırlanmakta olduğu anlamına gelmektedir.

 

AYRICA MAHKEME HEYETİ SADECE SANIKLARIN DEĞİL MÜDAFİLERİN DE DOĞRUDAN SORU SORMALARINA İZİN VERMEYEREK CMK M.201’E AYKIRI DAVRANMIŞTIR. Yukarıda belirtildiği gibi CMK m.201/1 müdafilere, sanığa, tanığa ve bilirkişiye doğrudan soru yöneltme hakkını vermektedir. Ancak mahkeme başkanı bu hususta çok sert ve agresif bir tutum sergilemiş ve ifade veren mağdurlara ve tanıklara müdafilerin doğrudan soru yöneltmelerini izin vermemiştir.

 

Sanık müdafilerinin itiraz olmadan sorularının kesilemeyeceğine dair yaptıkları itirazları ise dikkate almamış ve aynı tutumla yargılamaya devam etmiştir. CMK m.192/2’de “Duruşmada ilgili olanlardan biri duruşmanın yönetimine ilişkin olarak mahkeme başkanı tarafından emrolunan bir tedbirin hukuken kabul edilemeyeceğini öne sürerse mahkeme bu hususta bir karar verir” denmektedir. Ancak mahkeme heyeti kanunun açık hükümlerine aykırı olarak yapılan itirazlar hakkında heyetçe bir karar almayarak duruşmaya devam etmiştir.

 

Tüm bunlarla beraber sanıkların yokluğundan alınan mağdur, müşteki, tanık ve etkin pişman ifadelerinin tamamı 2758 sayfa olup sanıklar ve müdafilerinin bu tutanakları incelemelerine dahi imkan tanınmadığı gibi, bunlar hakkında gerekli tartışma da yapılmamış ve esas hakkında mütalaa hazırlanmış ve son savunmaların alınma işlemlerine geçilmiştir. Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, CMK m 215 ve m 216 gereğince müşteki, tanık ve etkin pişman beyanlarından sonra sanıklara da bu beyanlara dair sorular sorularak gereğince tartışılması, henüz tartışılmayan deliller varken dosyanın esas hakkında mütalaaya gönderilmesi savunma hakkı ihlali olarak kabul edilmektedir. Bu yapılanların tamamının haksız, hukuksuz ve hakkaniyetten uzak olduğu çok açıktır.

 

Sanıkların savunma haklarını ve adil yargılanma hakkını kısıtlayan ve dolayısıyla bir bozma nedeni oluşturan bu kararın alındığı 25.02.2020 tarihli duruşmada sanıklar müdafiileri itirazlarda detaylı itirazlarda bulunmuşlar ancak mahkeme heyeti taleplerin tamamını reddetmiştir. 25.02.2020 tarihli duruşmada yapılan itiraz ve taleplerin bir kısmı şu şekildedir: