CMK m.149; "Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafinin yardımından yararlanabilir; kanuni temsilcisi varsa, o da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebilir."

CMK m.154; "Şüpheli veya sanık, vekâletname aranmaksızın müdafi ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafi ile yazışmaları denetime tâbi tutulamaz." hükümlerini ihtiva etmektedir. Müdafinin duruşmada bulunma amacı sanığa hukuki yardımda bulunmak olup, sanığın bu hakkının sanık sayısının fazlalığı, duruşma salonunun fiziki şartları vs. gerekçelerle kısıtlanamayacağı kanunun emredici hükmü gereğidir.


Aynı minvalde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Adil Yargılanma Hakkı Başlıklı 6/3 maddesinde de; “Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

b-Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak

c- Kendisine bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak.”


Dolayısıyla suç isnadı altında olan kişinin müdafi yardımından yararlanma hakkının adil yargılama hakkının vazgeçilmez bir unsuru olduğu açıkça hüküm altına alınmıştır. Ancak mahkeme heyeti kanundaki açık düzenlemelere rağmen taraflar arasında ikircilik yapmış ve sanıkların etkin savunma haklarını, adil yargılanma haklarını ve müdafi desteğinden yararlanma haklarını kasten ellerinden almıştır. Şöyle ki;

 

19.09.2019 tarihli davanın henüz üçüncü gününde, salonun fiziki durumunu ve cezaevi savcılığının sözde uygulamalarını bahane ederek sanıklar ile müdafiilerin duruşma esnasında ve aralarında görüşmelerini yasaklamıştır.

 

 

 

Halbuki müştekiler ile vekilleri görüşebilmektedir ve duruşma esnasında birbirlerine yazılı notlar dahi gönderebilmektedirler. Bunun üzerine sanık müdafilerinin yaptıkları itirazlar da reddedilmiştir.