5271 sayılı CMK’nun 289. maddesinde istinaf incelemesinde resen gözetilecek “hukuka kesin aykırılık” nedenleri sıralanmış olup CMK m.289/1-e uyarınca ilk derece mahkemesinin kararında 289. maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması halinde hükmün bozularak dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesi gereği belirtilmiştir.

“Madde 289 – (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:

a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.

b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması.

c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması.

d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi.

e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması.

f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi.

g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi.

h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.

i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.”

 

Davamıza bakacak olursak CMK 289. maddesinin (a),(d),(e),(g),(h),(i) maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hallerinin oluştuğu ve bu nedenle CMK m.280/1-e uyarınca bozma kararı verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Şöyle ki;

 

CMK m.289/1-a bakımından aykırılık;

 

Dilekçemizin “Mahkeme Heyeti Tarafından Yapılan Usulsüzlükler” bölümünde “Mahkeme Heyetinin Teşekkülü “Tabii Hakim” İlkesine Aykırıdır” başlığı altında detaylarıyla izah edildiği üzere mahkeme heyeti “Tabii Hakim” ilkesine aykırı olarak teşekkül etmiştir. Özetle;

 

1- Tabii hâkim ilkesinin amacı, bir uyuşmazlık doğumundan sonra mahkeme oluşturulmasının önüne geçmektir. Bu amacın tam olarak uygulanması yargılanan vatandaşların adalete güvenini sağlar. Çünkü kişinin, yargılandığı mahkeme hâkiminin, işlediği iddia olunan suç sonucunda görevlendirilmediğini bilmesi kişiye güven verir. Bu ilkeye örnek olarak Belçika Anayasası'nın "Hiç kimse rızası hilafına kanunun kendisi için tayin olduğu hakimden alınamaz" ve İtalya Anayasası'nın "Hiçkimse önceden kanunla belirlenmiş olan tabii hakimden alınamaz" hükümleri gösterilebilir. Anayasamızın 37. Maddesinde ise bu ilke şöyle ifade edilmiştir: “Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.”

 

2- Davamıza baktığımızda ise, mahkeme heyetinin tabii hakim ilkesine aykırı teşekkül ettiği görülmektedir. İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından 19.07.2020 tarihinde iddianame kabul edilmiş, aynı tarihte tensip zaptı düzenlenerek duruşma günü verilmiş ve yargılamaya başlanmıştır. İddianame kabul kararını veren ve tensip zaptını düzenleyen hakimler Mahmut Başbuğ, Ahmet Tarık Çiftçioğlu ve Hasibe Doğan’dır.

 

Ancak 29.07.2019 tarihinde HSK tarafından yayınlanan yetki kararnamesi ile İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi dağıtılmış ve iki ayrı heyete ayrılmıştır. Davamıza özel olarak yeni bir mahkeme heyeti teşekkül ettirilmiştir. Söz konusu heyet davamızı hükme bağladıktan sonra yeniden dağıtılmış ve 18.02.2020 itibariyle başka hiçbir dosya almamıştır. Bu yapılanın tabii hakim ilkesine aykırı olduğu çok açıktır. Bu durumun ise yargılama sırasında yapılan hukuksuzlukların ve nihayetinde verilen tamamen yanlı hükmün nedenini açıkladığı kanaatindeyiz. Nitekim mahkeme heyeti ve özellikle başkan hakkında Gezi Davası kararı sonrası basına yansıyan haberler ve açılan soruşturma düşünüldüğünde mahkeme heyetinin bir takım husumetli odaklarca davamız için özel olarak seçilmiş olduğu ihtimalinin yüksek olduğu algısına kapılmaktayız. Bu nedenle TCK m.289/1-a uyarınca mahkemenin teşekkülünün kanuna ve vicdana aykırı olduğu kanaatindeyiz.

 

CMK m.289/1-d bakımından aykırılık;

 

Davaya bakmakla yetkili ve görevli mahkemenin İstanbul Anadolu Adliyesi Mahkemeleri olduğu kanaatindeyiz. Bu yöndeki yazılı ve sözlü taleplerimiz soruşturmanın ilk anından itibaren müteaddit kereler dosyaya sunulmuştur.

 

1- Ayrıca yargılamanın başladığı 17.09.2019 tarihli ilk duruşmada sanıklar müdafileri CMK m.18 uyarınca yetkisizlik iddiasında bulunmuş ve dosyanın davaya bakmakla yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesi gerektiğini gerekçeleriyle birlikte talep etmişlerise de, mahkeme heyeti usul ve yasaya aykırı olarak önce ret kararı verip sonra sanık müdafilerinin taleplerini dinlemiştir. Sanık müdafilerinin hatırlatmalarına ve taleplerine rağmen mahkeme heyeti önce karara karşı itiraz kanun yolunun açık olduğunu ve bunu kararına yazacağını belirtmiş ise de itiraz hakkı tanımamış ve yapılan itirazları incelenmek üzere merciine göndermemiştir.

 

2- Ayrıca davaya konu suçlamaların bir kısmı mükerrer suçlamalardır. Örneğin, Adnan Oktar ve arkadaşları TCK m.220 kapsamında daha önce de yargılanmış olup haklarında verilmiş 12 ayrı yargı kararı mevcuttur. Adnan Oktar’ın FETÖ’ye yardım etme suçlamasıyla hakkında 3 ayrı soruşturma açılmış ve hepsi neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Bu yargılamalara konu suç isnatları, dava konusu isnatlar ile aynıdır. Bu nedenle mahkemenin yetki konusunda bir karar verebilmesi için öncelikle mevcut takipsizlik kararlarının kaldırılması gerekmekte olup öncelikle CMK m.223/8 uyarınca durma kararı verilmesi gerekmektedir.

 

Yine davamızda mesleki faaliyetlerinden dolayı yargılanan avukatlar ve kamu görevlileri bulunmaktadır. Bilindiği üzere bu kişilerin yargılanmaları ilgili bakanlığının iznine tabii olup aynı zamanda soruşturma şartıdır. Bu hususlar dilekçemizin “Mahkeme Heyetinin Usulsüzlükleri” bölümünde “Mahkeme Heyeti, Yargılama Engeli Bulunan Kişiler Bakımından İddianamenin Kabulü Kararı Vermiş ve Yargılama Yapmıştır” başlığı altında detaylandırılmıştır. Ancak mahkeme heyeti bu şarta uymamış ve CMK m.280/1-f hükmüne aykırı davranarak açıkça bozma nedenine sebebiyet vermiştir.

 

Özetle söylemek gerekirse mahkeme heyeti hem yer bakımından yetkisiz olduğu hem de madde hükümleri bakımından kovuşturma yapmaya yetkisi olmadığı halde bu yöndeki tüm talepleri reddetmiş ve müdafilere itiraz hakkı vermeyerek kanun yollarının kullanımına engel olmuştur. Bu nedenle TCK m.289/1-d bakımından hukuka kesin aykırılık halinin oluştuğu kanaatindeyiz.

 

CMK m.289/1-e bakımından aykırılık;

 

Bu madde uyarınca Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması bozma nedeni olarak sayılmıştır. Duruşmada mutlaka hazır bulunması gereken kişiler arasında sanık müdafii de yer almaktadır. Somut olayımıza baktığımızda ise;

 

1- Sanıkların esas hakkında mütalaya karşı beyanlarının alındığı 17.12.2020 tarihli duruşmada Sanık Mert Sucu’nun beyanları müdafii yokluğunda alınmıştır. Mert Sucu’nun avukatı olmadığı için İstanbul Barosu tarafından kendisine 09.10.2020 tarihinde Av. Zeynep Koylan müdafii olarak atanmıştır. Av. Zeynep Koylan 17.12.2020 tarihli duruşmaya KOVİD-19 temaslı olduğu ve bu nedenle hastalık taşıma riski bulunduğunu belirterek mazeret dilekçesi sunmuştur. Ancak mahkeme heyeti müdafinin bu haklı ve zorunluluk içeren mazeretine rağmen gerekçesiz ve hukuka aykırı olarak sanık Mert Sucu’nun beyanlarını almıştır. Her ne kadar Mert Sucu müdafisiz de beyanda bulunabileceğini belirtmiş ise bu durum kanunun açık hükümlerine ve Yargıtay’ın emsal içtihatlarına aykırıdır. Mahkeme heyeti müdafinin mazereti hakkında bir karar vermeden sanık Mert Sucu’yu beyanda bulunmaya zorlaması mutlak bozma nedeni oluşturmuştur ve bu beyanlar delil değeri taşımamaktadır.

 

Madde 150 –  (2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. (3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.

 

Madde 151 - (1) 150 nci madde hükmüne göre görevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, hakim veya mahkeme derhal başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun ertelenmesine de karar verebilir. (2) Eğer yeni müdafi savunmasını hazırlamak için yeterli zaman olmadığını açıklarsa oturum ertelenir.

 

Madde 188 - (1) Duruşmada, hükme katılacak hakimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt katibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hallerde müdafiin hazır bulunması şarttır. Müdafiin mazeretsiz olarak  duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi halinde duruşmaya devam edilebilir.

 

Madde 197 - (1) Sanık hazır bulunmasa da müdafii bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir.

 

2- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi 09.12.2020 tarihli ilamında; zorunlu müdafii bulunması gerekli hallerde CMK 150/2 ve 3. maddeleri uyarınca sanığın isteğine bağlı olmaksızın, hatta açıkça istemediğini belirtse dahi müdafii görevlendirilmesinin zorunluluk olduğunu belirtmiştir. Ancak mahkeme heyeti buna rağmen keyfi olarak kanuna aykırı davranmış ve CMK m.289/1-e uyarınca bozma nedenine sebebiyet vermiştir.

 

“…Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 16.05.2019 gün. 2018/7173 Esas ve 2019/4397 Karar sayılı ilamında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunun 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 3. maddesinde düzenlenen mutlak terör suçlarından sayılması, aynı yasanın 5. maddesi kapsamında mutlak terör suçlarında 3713 sayılı TMK'nın 5. maddesinin herhangi bir takdir hakkı olmaksızın uygulanmasının gerekliği gözetilerek, silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olduğu nazara alınıp, sanık hakkında, "silahlı terör örgülü üyesi olmak" suçundan yapılan yargılama sırasında Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 150/2 ve 3. madde fıkraları uyarınca isteğe bağlı olmaksızın hatta açıkça müdafi islemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır.

Buna göre, sanığa isnat edilen "silahlı terör örgütü üyeliği” suçunun niteliği ve gerektirdiği ceza dikkate alındığında, CMK'nın 150. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca hakkında müdafi görevlendirilmesi zorunlu olduğu halde, silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılaması yapılan sanığın, yargılama aşamasında savunmasının alındığı ilk oturumda müdafiinin bulunmadığı, daha sonraki oturumda müdafii atanmış olsa da müdafii huzurunda savunmasının tekrar alınmadığı, T.C. Anayasasının 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesine aykırı olacak ve savunma hakkının kısıtlanmasını doğuracak biçimde yazılı şekilde sanığın mahkumiyetine karar verilmesi suretiyle CMK'nın 150/3, 188/1, 197/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi…”  (Ankara BAM 21. CD. 2018/1810 E. 2020/922 K. 09/12/2020 T.)

 

“…CMK'nın 150/2 maddesi uyarınca, sanığa zorunlu müdafi atanmaksızın ve duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken zorunlu müdafinin katılımı sağlanmaksızın, yargılamaya devam edilerek hüküm kurulmuş olması,

Hukuka aykırı, istinaf başvurusunda bulunanın istinaf nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, CMK'nın 289/1-e maddesine muhalefetten dolayı aynı Kanunun 280/1-d maddesi gereğince, sair yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN BOZULMASINA,

Dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine, CMK'nın 286. maddesi gereğince kesin olmak üzere, 15/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi….”  (Bursa BAM 5. CD. 2018/459 E. 2018/363 K. 15/02/2018 T.)

 

“…06.2014 tarihli 6545 sayılı Yasa ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, 5271 sayılı CMK’nın 150/3 ve 196/2. maddelerii uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerektiği gözetilmeden, sanık müdafiinin hazır bulunmadığı duruşmada sanığın savunması alınarak aynı Kanunun 188/1 ve 289/1-e maddesine aykırı davranılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması, Bozmayı gerektirmiş…”  (Yargıtay 13. CD. 2020/8685 E. 2020/9674 K. 20/10/2020 T.)

 

3- Yine benzer bir durum sanık Mehmet Noyan Orcan’ın, 2020/65, 2020/102, 2020/180 esas sayılı dosyalara ilişkin ek iddianameler kapsamındaki savunmalarının alındığı 24.09.2020 tarihli duruşmada yaşanmıştır. Mehmet Noyan Orcan söze başlarken müdafisinin olmadığını ve müdafii huzurunda ifade vermek istediğini belirtmiştir. Ancak buna rağmen mahkeme başkanı sanığı savunma yapmaya zorlamış ve M. Noyan Orcan müdafii hazır bulunmadığı halde üç ayrı iddianame içeriğindeki iddialar hakkında savunmasını cebren yapmak mecburiyetinde kalmıştır. Bunun üzere mahkeme heyeti 01.10.2020 tarihli oturumda M. Noyan Orcan’a müdafisi huzurunda sadece önceki savunmasını kabul edip etmediğini sormakla yetinmiştir.

 

Ayrıca benzer durum sanık Mehmet Ender Daban'ın birleşen dosyalar kapsamında savunmasının alındığı 21.07.2020 tarihli duruşmanın 2. oturumunda yaşanmıştır. Mehmet Ender Daban, müdafisinin olmadığını söyleyerek ek süre talep etmiş ise de mahkeme heyetince talep reddedilerek cebren savunma yapmaya zorlanmıştır. Bunun üzerine 02.11.2020 tarihli oturumda mahkeme heyeti Mehmet Ender Daban’a müdafisi huzurunda sadece önceki savunmasını kabul edip etmediğini sormakla yetinmiştir.

 

Bir başka örnek ise 01.12.2020 tarihli duruşmada sanıklar Meral Kalça ve Banu Şener’in müdafileri mazeretli olduğu halde mahkeme heyeti sanıkların esas hakkındaki mütalaya karşı beyanlarını almıştır. Sanıklar bu durumu mahkeme heyetine bildirmiş ancak mahkeme heyeti mazeretleri redderek müdafii yokluğunda savunmalarını almıştır.

 

4- CMK 289/1-e maddesine bir diğer aykırılık ise 06.12.2019 tarihli duruşmada yaşanmıştır. Dilekçemizin “Mahkeme Heyetinin Usulsüzlükleri” başlıklı bölümünde detaylarıyla izah edildiği üzere, sanık Ebru YılmazAtilla Umur’un ifadesinin devam ettiği SEGBİS kayıtlarındaki saat itibariyle 11:33:29’da duruşma savcısı haber vermeksizin ve duruşmaya da ara verilmeksizin duruşma salonundan ayrılmıştır. Buna rağmen mahkeme heyeti duruşmaya hiç ara vermeden devam etmiştir.

 

Bir kısım sanıklar müdafii Avukat Eşref Nuri Yakışan tarafından mahkeme heyetine Cumhuriyet savcısının duruşma salonunda olmadığı hatırlatılmıştır. Mahkeme başkanı ise cevaben; "sen de duruşma salonundan çıkıyorsun" şeklinde ciddiyetten ve hukuki zeminden uzak bir yanıt vermiştir. Av. Eşref Nuri Yakışan ise; “tarafımız olmadan yargılamaya devam edilebilir ancak CMK 188/1 gereğince "... Cumhuriyet savcısı... hazır bulunması şarttır ... " şeklinde cevap vermesi üzerine mahkeme başkanınca "kapatın tamam sus" şeklinde cevap verilmiş ve duruşmaya ara verilmeden devam edilmiştir. Bunun üzerine Av. Eşref Nuri Yakışan dava dosyasına bir dilekçe sunmuş ve duruşma sırasında sarf ettiği bu beyanların video kayıtlarından tespit edilerek duruşma tutanağa aktarılmasını talep etmiştir. Ancak buna rağmen mahkeme heyeti tüm bu süreçte yaşananları SEGBİS çözüm tutanaklarından çıkarttırmıştır veya hiç ekletmemiştir.

 

CMK m.289/1-g bakımından aykırılık;

 

CMK m.230’da bir gerekçeli kararda olması gerekenler maddeler halinde sıralanmıştır. Yargıtay’ın ve Bölge Adliye Mahkemesi’nin yerleşmiş içtihatlarında ise bir gerekçeli kararın nasıl olması gerektiği şu şekilde belirtilmektedir:

“…Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 18.11.2014 tarihli 2013/830 Esas ve 2014/502 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; hükmün gerekçesinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141/3, CMK'nin 34 ve 230. maddeleri uyarınca gerekçe bölümünde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin belirtilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi, bu delillere göre ulaşılan sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmeler ile sanığın eyleminin ve yüklenen suçun unsurlarının nelerden ibaret olduğunun, hangi gerekçeyle hangi delillere üstünlük tanındığının açık olarak gerekçeye yansıtılması, delillerle sonuç arasında bağ kurulması gerektiğinden; somut olayda sanığın sabit kabul edilen fiillerinin ne olduğu belirtilip buna dayanak olan deliller gösterilip tartışılmadan gerekçesiz hüküm kurulması…”  (Yargıtay 11. CD. 2020/1079 E. 2020/3245 K. 17/06/2020 T.)

 

“…Anayasamızın 141. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur.

Gerekçe; hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Kararın gerekçe bölümünde; dosyada mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen bütün deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmelidir. Bu itibarla gerekçenin, dosyadaki delillerin değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olması, suçun yasal unsurları başta olmak üzere sabit ve muhakkak sayılan olaylar ve delilleri göstermesi, cezanın artırılmasını ve indirilmesini gerektiren hususların neden sabit sayılıp sayılmadığı açıklanması, hangi delillere neden itibar edildiği, hangilerinin ne sebeple geçersiz sayıldığı veya ne sebeple bazı delillerin diğerlerine üstün tutulduğu, çelişki varsa bu çelişkilerin neden giderilemediğinin vurgulanması zorunludur. Dosya kapsamına uygun, yasal, yeterli ve geçerli gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacağında şüphe yoktur. Mahkeme kararlarının davanın tarafları ve herkesi tatmin edecek ve de üst mahkemelerce yapılacak gerekçedeki tutarlılık denetimine olanak verecek biçimde olması gereklidir.Bu hususları içermeyen ve ulaşılan kanaat üzerinden yazılan gerekçe, şekli anlamda bir gerekçe olup, Anayasamızın ve CMK'nın aradığı anlamda bir gerekçe olarak kabul edilemez…”  (Gaziantep BAM 2016/66 E. 2016/73 K. 24/10/2016 T.)

 

“…Hükmün gerekçe kısmında ;Dosyada mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra hükme esas alınan ve reddedilen bütün deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilerek sonuç kısmında açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmelidir(Y.C.G.K 15.03.2016, 2014/4-698 E. 2016/135 K.)

 

1- Ancak davamızın nihai hükmünü içeren gerekçeli karara baktığımızda sayfaca kalabalık ama içerik olarak soyut ve gerekçesiz bir karar olduğunu görmekteyiz. Mahkumiyet hükmünün dayanakları somut olarak gerekçelendirilmemiştir. Mahkeme heyeti soyut ve matbu gerekçelerin arkasına sığınarak ceza kararları vermiştir.

 

2- Sanıkların savunmaları güya “örgütsel savunma”, müştekiler ve etkin pişman sanıkların beyanları ise “samimi beyan” olarak kabul edilmiş ancak neden böyle bir ayrıma gidildiği somut olarak izah edilmemiştir. Yukarıda yer verilen Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarına aykırı olarak, hangi beyanın veya hangi delilin bir diğerinden neden üstün görüldüğü somut olarak belirtilmemiştir.

 

3- Ayrıca yine yukarıda zikredilen Gaziantep BAM’nin 24.10.2016 tarihli ilamında, “çelişki varsa bu çelişkilerin neden giderilemediğinin vurgulanması zorunludur” denmektedir. Somut olayımıza baktığımızda müştekiler, tanıklar, etkin pişman sanıkların ifadeleri hem kendi içlerinde hem de birbirleriyle çelişmektedir. Bu çelişkiler ve gerçek dışı isnatlara dair detaylı beyanlarımız dava dosyasında mübrezdir. Üstelik bu çelişkilerin büyük kısmı mahkeme heyetince sorgular sırasında fark edilmiştir. Ancak buna rağmen gerekçeli kararda bu çelişkiler ve hatalar yok sayılmış ve neden giderilmediğinden de hiç bahsedilmemiştir.

 

4- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 05.10.2016 tarihli kararında şöyle belirtilmektedir: “…Yargılama konusu somut olayda; SSÇ soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki ifadelerinde bir bütün olarak üzerindeki bıçağı çekerek korkutma amacıyla müştekiye salladığını (CD görüntülerine göre bıçak müştekiye fırlatılmış) tehdit içerikli bir söz sarf etmediğini (seni keserim demediğini) ifade ettiğine göre, sanığın savunması ile çelişen müştekinin beyanına hangi gerekçe ile üstünlük tanındığı açıklanarak vicdani kanı ilkesine uygun gerekçelendirilmeli ve istinaf mercii tarafından denetlenmesi mümkün bir sonuca ulaşması gerekirken S.S.Ç. nin savunma içeriğine göre suçlamayı kabul etmediği, dikkate alınarak, müştekinin beyanına hangi gerekçe ile üstünlük tanınarak hükme esas alındığı açıklanmadan dosya ve sanık ifade içeriği ile uyuşmayacak şekilde "sanığın kabulü, iddia" şeklindeki cümlenin ceza yargılama ilkeleri ile bağdaşmayacak şekilde CMK 230 ve 289/1-g maddelerinine muhalefet edilmesi…”  (İstanbul BAM 12.CD. 2016/1 E. 2016/1 K. 05/10/2016 T.)

 

Anılan kararda belirtilen hususlar aynıyla somut olayımızda vuku bulmuştur. Davamızda sanıkların savunmaları ile müşteki beyanları ve hatta etkin pişman sanıkların beyanları çelişmektedir. Ancak buna rağmen mahkeme heyeti çelişkilerin giderilmesi noktasında hiçbir adım atmadığı gibi hangi müştekinin beyanına hangi gerekçe ile üstünlük tanıdığını belirtmemiştir.

 

5- CMK 230/1-b maddesinin ve Yüksek Mahkemelerin emsal kararlarının aksine gerekçeli kararda, “hükme esas alınan ve reddedilen deliller” açıkça gösterilmemiş ve temyiz denetimine olanak verecek şekilde açıklanmamıştır.

 

Gerekçeli kararda “Usule Aykırılık İddiaları ve Sanık Savunmalarının Genel Olarak Değerlendirilmesi” başlıklı bir bölüm açılmış ve içerisinde elde edilen “şey”lerin hukuka uygunluğu tartışılmıştır. Ancak dilekçemizin bu başlığa dair cevaplarımızı sunduğumuz bölümünde detaylarıyla izah edildiği üzere mahkeme heyeti bu konuda tabiri caizse “kaçak dövüşmüştür”. Yani yaklaşık 12.000 sayfalık gerekçeli kararın belki de en temel dayanağını oluşturan sözde delillerin hukuka uygunluğu hakkında sadece birkaç paragraftan ibaret bir gerekçeyle yetinmiştir. Kaldı ki bu gerekçe hatalı ve eksiktir.Detayları ilgili başlık altında izah edilmiştir.

 

Mahkeme heyeti sadece CMK m.116 ve m.134 uyarınca el konulanların hukuka uygunluğuna dair hatalı ve eksik bir değerlendirme yapmıştır. Ancak CMK m.123, m.135, m.140, 6758 sy Kanunun 19/2. maddesi kapsamında uygulanan tedbirlerin ve bir kısım müştekiler ve vekillerince dosyaya sunulan dijital verilerin neden hukuka uygun olduğu ve hükme esas alındığı konusunda hiçbir gerekçe belirtmemiştir. Halbuki tüm bu tedbirlerin ve sonucunda elde edilenlerin tamamının hukuka aykırı olduğuna dair sanıklar ve müdafilerince yapılmış itirazlar bulunmaktadır. Buna rağmen mahkeme heyeti ne yargılama sırasında ne de gerekçeli kararında bunlardan bahsetmemiştir.

 

6- Dilekçemizin “Mahkeme Heyetinin Usulsüzlükleri” başlıklı bölümünde detaylarıyla izah ettiğimiz üzere mahkeme heyeti savunma hakkını hiçe sayan bir yargılama yürütmüş ve alelacele hüküm vermiştir. Sanıkların esas hakkında mütalaaya karşı diyeceklerinin sorulduğu duruşmaların SEGBİS tutanakları henüz dosyaya ulaşmadan mahkeme hüküm kurmuştur. Bu durum hem sanıkların savunma haklarının ihlal edildiğini hem de mahkeme heyetinin sanık savunmalarını kaale almadığını göstermektedir. CMK 230/1-b maddesi uyarınca gerekçeli kararda, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin bulunması zorunludur. Ancak buna rağmen mahkeme heyeti gerekçeli kararda sanıkların son savunmalarına yer vermediği gibi savunmalar dosyaya dahi gelmeden mahkumiyet kararı vermiştir.

 

Mahkeme heyeti 11.01.2021 tarihinde hükmünü açıklamış ve dosyadan el çekmiş ise de, hüküm tarihi itibariyle dosyada sanıkların mütalaya karşı beyanlarının alındığı duruşma tutanakları olmadığından halen daha bu eksikleri tamamlamaya çalışmaktadır. Örneğin son olarak;

23.02.2021 tarihinde “28/12/2020 tarihli SEGBIS kayıtları” çözüm yapılmak üzere bilirkişi Taşkın Göksülük’e,

26.02.2021 tarihinde ise “03/12/2020, 15/12/2020, 16/12/2020, 22/12/2020 tarihli SEGBIS kayıtları” çözüm yapılmak üzere bilirkişi Mehmet Sertaç Ayhan’a teslim edilmiştir.

 

Üstelik tüm bu işlemler davaya bakan mahkeme heyetinin İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinden ayrılmış olması nedeniyle davamıza bakmamış olan hakimler Sayın Mahmut Başbuğ, Şule Yıldız, Sercan Karagöz tarafından yapılmıştır. Ancak gerekçeli istinaf dilekçemizi yazdığımız tarih itibariyle halen sanıkların savunmalarının çözümleri dosyaya ulaşmış değildir. Bu durum CMK m.289/1-g  ve Yargıtay’ın emsal kararları uyarınca mutlak bozma sebebidir.

 

“…Son celseye ait SEGBİS kayıtlarının ve çözüm tutanağının Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde dosyaya konulmaması, Bozmayı gerektirmiş…”  (Yargıtay 16. CD. 2019/2786 E. 2019/7052 K. 19/11/2019 T.)

 

“…Sanık hakkında hükmün verildiği 26.04.2019 tarihli 6. celsede, sanık ve müdafiine mütalaaya karşı beyanlarını sunmaları ve esas hakkında savunmaları ile sanığa son sözünü söylemesi için mahkemece söz verildiği, duruşma tutanağına göre beyan ve savunmaların SEGBİS ile kaydedildiğinin anlaşılması karşısında, son celseye ait SEGBİS kayıtlarının ve çözüm tutanağının Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde dosyaya konulmaması,Kanuna aykırı…”  (Yargıtay 16. CD. 2019/10873 E. 2020/685 K. 04/02/2020 T.)

 

7- Gerekçeli kararda, “Sanığın duruşmadaki tutum ve davranışları, inkara yönelik savunmaları,  pişmanlık göstermemesi bu hususlara dair mahkeme gözlemleri nazara alındığında,  hakkında 5237 sayılı TCK'nun 62. maddesinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına” denmektedir. Oysaki az yukarıda söylediğimiz gibi sanığın hangi tutum ve davranışları nedeniyle böyle bir takdire yer verildiği belirtilmemiş olup tüm sanıklar bakımından kopyala- yapıştır mantığında aynı gerekçe kullanılmıştır.

 

Halbuki sanıkların hiçbiri tarafından duruşma düzenini bozacak bir davranış veya bir tartışma veya mahkeme heyetine yönelik saygıyı aşan bir tutum vb olmamıştır. Mahkeme heyetinin bu yönde verdiği bir karar veya aldığı bir tedbir olmamıştır. Aksine duruşma tutanaklarından da anlaşılacağı üzere mahkeme heyeti sert ve agresif bir yargılama yürütmüş, sanıkların sözlerini keserek sık sık bağırmış, el kol ve mimik hareketleriyle psikolojik baskı kurmuştur. Ayrıca katılanlar ve vekilleri de gerek duruşma içinde gerekse dışında sanıkları tahkir ve tahrik etmeye yönelik birçok söz ve davranışta bulunmuştur. Ancak üzerlerindeki bu yoğun baskıya rağmen sanıklar itidallerini bozmamış, duruşma düzenine aykırı hiçbir davranışta bulunmamışlardır. 

 

Mahkeme heyeti hiçbir somut delil ve gerekçe göstermeden sanıkların inkara yönelik savunmalar yaptığından bahisle TCK m.62’yi uygulamamıştır. Sanıklar suç işlememişlerdir ve bir arada olma nedenleri suç işlemek amacıyla değil ilmi ve kültürel faaliyetler yapma gayesiyledir ki yaklaşık 40 yıldır yapılan çalışmalar ortadadır. Sanıkların işlemedikleri suçlamaları kabul etmemeleri en tabii haklarıdır. Ancak mahkeme heyetinin buna rağmen hiçbir makul gerekçe göstermeden sanıkların suçlamaları kabul etmemelerini TCK m.62’nin uygulanmaması için neden göstermesi hatalı olup Yargıtay’ın emsal içtihatlarına da aykırıdır.

 

"Hukuka uygun olmayan nedenlerle cezada taktiri indirim uygulanmaması Yargıtayca bozma nedeni sayılmaktadır. Bu meyanda suçun inkarına yönelmek gibi bir gerekçe TCK’nın 62’nci maddenin uygulanmasına engel değildir." ( YCGK 9.6.1998, 8-163/216 ; Yargıtay 4. CD 5.5.1999, 3904/4799)

 

“… inkarın savunma yollarından biri olduğu gözetilmeden yasal olmayan gerekçelerle takdiri indirim uygulanmaması… " (Yargıtay 5. CD 4.5.1993, 1541/1918)

 

“...Ancak; CYY.nın 135.maddesi uyarınca susma hakkı bulunan Sanığın suçunu yadsıması (inkarı) gerekçe gösterilerek TCY.nın 59.maddenin uygulanmaması,..” (Yargıtay 4.CD 10.04.2002 2002/3896 E. 2002/6158 K.)

 

8- Yine aynı şekilde “sanığa verilen ceza miktarı, kişilik özellikleri, suçun işleniş göz önünde bulundurulduğunda sanığın ileride bir daha suç işlemekten çekineceği, yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkememizde tam bir olumlu kanaat oluşmadığı anlaşıldığından sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 50 ve 51 ve 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına” karar verilmesi de hatalıdır ve iyi niyetli bir uygulama değildir. Mahkeme heyeti bu kanaatinin hangi somut olaylardan dolayı hasıl olduğunu kararında göstermemiş ve yine kopyala- yapıştır mantığındaki basma kalıp gerekçeleri istisnasız olarak tüm sanıklar bakımından uygulamıştır.

 

CMK m.289/1-h bakımından aykırılık;

 

Bu madde hükmüne göre; “Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” hukuka kesin aykırılık hali olarak sayılmıştır. Davamızda ise mahkeme heyetinin madde hükmüne aykırılık teşkil eden birçok uygulaması ve kararı olmuş, bu sayede sanıkların savunma hakları kimi zaman sınırlandırılmış kimi zaman ise tamamen engellenmiştir. Dilekçemizin “Mahkeme Heyetinin Usulsüzlükleri” başlıklı bölümünde bunlar detaylı olarak izah edilmiş olduğundan tekrara düşmemek adına yinelemeyeceğiz. Ancak konunun önemine binaen CMK m.289/1-h maddesine aykırılık teşkil eden kararların bir kısmını maddeler halinde özetlememizin faydalı olacağı kanaatindeyiz.

 

1- Mahkeme heyeti iddianamenin tebliği ile mahkeme sorguları arasında -tamamına yakını tutuklu olan- sanıkların hazırlık yapmalarının mümkün olamayacağı kadar kısa bir süre vermiştir. Aynı şekilde esas hakkında mütalaa sonrası beyanların alınması aşamasında da çok kısa süre vermiş, sanıkların hiçbiri hazırlık yapamamış, ek süre talepleri reddedilmiştir. Sanık müdafilerine dahi beyanda bulunmaları için her aşamada çok kısa süreler verilmiştir. Ayrıca mahkeme heyeti sanıkların savunmalarına sürekli olarak müdahale etmiş, zaman olarak sınırlandırmış ve sık sık sanıkların sözünü keserek birçok sanığın da ifadesini yarıda keserek yerine oturtmuştur. Katılan vekillerince müvekkilleri tahkir etmek amaçlı sorulan dava dışı konulara ilişkin sorulara müsaade edilmiş, geçici susma hakkını kullanmak isteyen sanıklar baskı ve zorlama ile cebren cevap vermeye zorlanmıştır.


Adnan Oktar bakımından inceleyecek olursak;

Adnan Oktar, 11.07.2018 tarihinde gözaltına alınmıştır. 17.07.2018 tarihinde Mali Suçlarla Mücadele Bürosu ekiplerince ilk ifadesi alınmıştır. İfade saat 11.20’de başlayıp 18.07.2018 gecesi sabaha karşı 04.00’da sonlanmıştır.İfade tutanağı toplam 164 sayfadır.”[1]Soruşturma dosyasındaki “gizlilik” kararı bahane edilmiş ve Adnan Oktar, hakkındaki iddiaları ve delillerini görmeden ifade vermeye zorlanmıştır.

 

19.07.2018 tarihinde İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliğinde 2018/566 Sorgu No ile sorgusu yapılmış ve Adnan Oktar dahil toplam 32 kişi hakkında aynı hakimlik tarafından tutuklama kararı verilmiştir. Adnan Oktar bu aşamada da gizlilik kararı nedeniyle hakkındaki iddiaları ve delilleri görememiştir.

 

11.10.2018 tarihinde İstanbul 3. S.C.Hakimliği’nin 2018/4918 d.iş sayılı kararı ile Adnan Oktar’ın müdafileri ile görüşmelerinin “3 ay süreyle Salı ve Perşembe günleri 10:00-12:00 saatleri arasında sınırlandırılmasına, alınan-verilen belgelerden örnek alınmasına ve görüşmelerin sesli ve görüntülü kayıt altına alınmasına” karar verilmiştir. Söz konusu karar Adnan Oktar ile hiçbir ilgisi olmayan ve üzerinde ne yazdığı halen dahi bilinmeyen bir not kağıdı ve personel yetersizliği gibi nedenler bahane edilerek verilmiş ve aylarca devam etmiştir.

 

07.12.2018 tarihinde İstanbul 3. S.C. Hakimliği’nin 2018/6199 d.iş, ve 07.02.2019 tarihlerinde ise İstanbul 8 S.C.Hakimliği’nin  2019/348 d.iş sayılı kararlarıyla müdafilerle görüşlerin kısıtlanması, kayda alınması ile  evraklara el konulmasına ilişkin karar “Pazartesi ve Çarşamba saat 10.00-12.00 arası” olarak değiştirilmiş ve 3 ay daha uzatılmıştır. 11.10.2018 tarihinde başlayıp aralıksız olarak 07.05.2019 tarihine kadar devam eden bu süreçte Adnan Oktar’ın savunma hakkı kasıtlı olarak ihlal edilmiştir.

 

12.07.2019 tarihinde 2019/32564 Esas sayılı ana iddianame tanzim edilmiş, 19.07.2019 tarihinde iddianame kabul kararı verilmiş ve aynı gün itibariyle tensip zaptı düzenlenerek ilk duruşma 17.09.2019 tarihine verilmiştir. İddianame, ilk duruşma tarihine günler kala Adnan Oktar’a tebliğ edilmiştir. Bu arada 07.08.2019 tarihinde ise ikinci iddianame tanzim edilmiştir. 17.09.2019 tarihli ilk duruşmada Adnan Oktar hakkındaki iddianameler kapsamında ifadesi alınmıştır. Diğer iddianameler ise sırasıyla 03/03/2020 tarihinde 2020/9907 E. sayılı 3. iddianame, 29.05.2020 tarihinde 2020/15002E. sayılı 4. iddianame, 07.08.2020 tarihinde ise 2020/23902E. sayılı 5. iddianame tanzim edilmiştir. Adnan Oktar’ın bu iddianamelere karşı ifadeleri ise sırasıyla 21.07.2020 ve 12-15.10.2020 tarihli oturumlarda alınmıştır.

13.11.2020 tarihinde iddia makamı esas hakkında mütalaasını UYAP sistemine yüklemiş ve 16.11.2020 tarihli duruşmada ise mütalaasını okumuştur. 22.12.2020 tarihli oturumda Adnan Oktar’ın esas hakkında mütalaya karşı diyecekleri sorulmuştur.

Bu sürelerin –Adnan Oktar’ın tutuklu olması, pandemi şartlarından kaynaklı ciddi kısıtlamaların olması, dosyanın oldukça geniş bir hacme sahip olması, Adnan Oktar’a isnat edilen suçlamaların kalabalıklığı ve ciddiyetine karşın- yeterli olmayıp aynı zamanda savunma hakkı ihlali niteliğinde olduğundan CMK m.289/1-h ve yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca bozma nedenidir.

“..a- TCK'nın 311, 312, 313 ve 314/1 maddeleri ve diğer maddelerden haklarında kamu davası açılan sanıkların savunma süresini iki duruşma günü, TCK. 314/2 ve diğer maddelerden haklarında kamu davası açılmış sanıkların savunma süresini ise bir duruşma günü ile sınırlandırılması; b-Esas hakkındaki mütalaaya karşı, hakkında silahlı terör örgüt üyeliği suçundan cezalandırılması istenen sanıklar için sanık ve müdafii/müdafilerine toplam bir saat, hakkında silahlı terör örgüt üyeliği ile diğer suçlardan cezalandırılması istenen sanıklar için ise, sanık ve müdafii/müdafiilerine toplam iki saat sözlü olarak beyanda bulunma hakkı tanınması; c-Değişik iş kararıyla duruşma sürecinde, sanıklar ve müdafilerine tahliye ve lehlerine olan delillerin toplanmasını isteme amacına yönelik talep ve beyanlarının sunmaları için tanınan, ayrı ayrı yarımşar saat toplamda ise bir saat sürenin, daha sonra bu sürenin ayrı ayrı 15'er dakikalık süreye indirilmesine şeklinde karar verilmesi; d-Mahkemenin 18.03.2013 tarihli duruşmada sanıklar ve müdafiilere esas hakkındaki mütalaa, dosyada bulunan tüm bilgi, belge, rapor ve tanık beyanlarına karşı son savunmalarını hazırlamaları için bir daha ki duruşmaya denilerek 08.04.2013 tarihine kadar süre verilmesi;..” (Yargıtay 16.C.D. E.2015/4672, K.2016/2330.)

2- Mahkeme heyeti, sanıklar ve müdafilerince yapılan tüm tanık dinletme ve kovuşturmanın genişletilmesi taleplerini istisnasız olarak reddetmiştir. Hatta CMK m.177, m.178 uyarınca huzurda hazır edilen tanıkları dahi dinlememiştir. Buna rağmen mahkeme heyeti resen hiçbir delil araştırması yapmamıştır. Adnan Oktar ve müdafilerince dosyaya yazılı olarak sunulan ancak kabul edilmeyen delil toplatma ve bazı eksikliklerin giderilmesi taleplerinin bir kısmı örnek olması amaçlı aşağıda sıralanmakla birlikte çok daha fazlasının dava dosyasında mübrez olduğunu hatırlatmak isteriz.


 

-          23/08/2019         Dosyadaki dijital materyallerin cd usb vb. verilmesi talebi

-          03/09/2019         Eksik evrakların verilmesi talebi

-          13/09/2019         Dosyadaki alınamayan cdlerin verilmesi talebi

-          16/09/2019         Müştekilerin ve etkin pişmanlıkçı sanıkların organize biçimde hareket ettiklerine dair delillerin sunumu ve bu konu hakkında araştırma yapılması talebi

-          16/09/2019         Adil Serdar Saçan, Özkan Mamati, Uğur Şahin, Ümit Kuruca ve Fırat Develioğlu’nun 01/06/2016-20/07/2019 tarihleri arasında kimlerle iletişim kurduğunun tespit edilmesi talebi

-          02/10/2019         Duruşmaların geç saatte bitmesinden dolayı yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi talebi

-          07/10/2019         YÖK tarafından gönderilen CD’nin verilmesi talebi

-          23/10/2019         Delil listesi kapsamında dosyaya sunulan CD USB örneklerinin verilmesi talebi

-          30/10/2019         Dosyaya sunulan CD, bilgi notu, klasör vb. delillerin verilmesi talebi

-          31/10/2019         Müşteki – mağdur – tanık olarak soruşturma aşamasında ifadeleri alınan bazı kişilerin dosyada bulunmayan ifadelerinin verilmesi talebi

-          06/11/2019         Arama el koyma faaliyetleri sırasında yapılan kamera kayıtlarının verilmesi talebi

-          06/11/2019         Etkin pişman ifadelerinin video kayıtlarının verilmesi talebi

-          11/11/2019         Yazdığı kitaplar hakkında bilirkişi incelemesi yapılması talebi

-          26/11/2019         Şüphelilerin sorgu kamera görüntülerinin verilmesi talebi

-          30/11/2019         Davada Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik masumiyet karinesini ihlal eden hitap ve ifadelerin kullanılmaması talebi

-          03/12/2019         Duruşma bitiş saatinin erkene alınması talebi

-          27/12/2019         Dosyada mevcut olduğu halde bugüne kadar verilmeyen dijital delillerin verilmesi talebi (51 adet CD-DVD-Flash Bellek, 17 adet İfade Tutanağı, 367 adet fotoğraf ve kamera kaydı, YÖK’ten gelen 1 klasör evrak, 23 adet kamera kaydı, müşteki/mağdur vekillerinin 17/09/2019-14/12/2019 tarihinde mahkemeye sundukları, CD, DVD, flash bellek vb. dijital materyaller)

-          09/01/2020         Dragos olarak tabir edilen meskene ait güvenlik kamerası kayıtlarının verilmesi talebi

-          13/01/2020         Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma istediğini ileri süren sanıkların ifadelerinin video kayıtlarının verilmesi talebi

-          16/01/2020         A9 TV yayın kayıtlarının bulunduğu 13 adet CD-DVD’nin bir örneğinin verilmesi talebi

-          25/01/2020         Müşteki Beyzanur Çelebioğlu’nun video ortamında kayıt altına alınan soruşturma ifadesinin verilmesi talebi

-          04/02/2020         İstanbul CBS Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nun 2019/119278 sayılı ve 19/09/2019 tarihli yazı ekinde dosyaya delil olarak sunulan belgelerin verilmesi talebi

-          06/02/2020         Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen Adnan Tınarlıoğlu’nun 27/07/2018 tarihinde Emniyet Müdürlüğü’nde alınan ifadesinde sunduğu 2 adet CD örneğinin verilmesi talebi

-          17/02/2020         Elmas Hilal Kahraman’ın ifadesi sırasında teslim ettiği CD’nin bir suretinin verilmesi talebi

-          19/02/2020         İstanbul CBS 18/02/2020 tarihli evrak eki dijitallerin bir örneğinin verilmesi talebi

-          24/02/2020         Yargılananlar lehine sonuç veren teknik takip raporlarının dikkate alınması talebi

-          25/02/2020         Jonathan Schanzer ve Daveed Gatenstein Ross isimli kişilerin ödemeleriyle ilgili Marmara Pera Otel’den gelen yazının bir suretinin verilmesi talebi

-          13/04/2020         Kandilli’de polis tarafından alınan kamera kayıtlarının ve 2L07AF7PAEY622W nolu kamera kayıt cihazındaki harddiskin örneğinin verilmesi talebi

-          05/05/2020         Bazı müşteki ifadelerinin suretlerinin verilmesi talebi

-          17/06/2020         Müştekilerin ifadeleri sırasında teslim ettiği dijitallerin bir suretinin verilmesi talebi

-          17/06/2020         13/04/2018 tarihinde Özkan Mamati’nin Emniyet Müdürlüğü’ne teslim ettiği, Ebru Alkan’a ait bilgisayara ait tüm belgeler ve imaj raporlarının verilmesi talebi

-          17/06/2020         dosyada bulunmayan bazı müşteki ve tanık ifadelerinin verilmesi talebi (Sema Çiçek, Mustafa Ekici, Tufan Köse, Mehmet Tunç, Ahmet Keser, Anıl Köroğlu, Günsu Mukaddes Akçagöz, Hasan Ölçer, Mütat Çomaklı, Ufuk Sevim, Fahri Yılmaz, Hüseyin Torunoğlu, Ufuk Özturgut)

-          01/07/2020         Dosyadan ulaşamadığımız evrakların tamamlanması için davaya kısa bir ara verilmesi talebi

-          03/07/2020         HTS analiz raporu (30/01/2020) ekinde belirtilen 128 gb flash bellek ve CD’lerin bir örneğinin verilmesi talebi

-          21/09/2020         Müşteki Gülay Akpolat’ın dosyaya sunduğu kamera kayıtlarının bir suretinin verilmesi talebi

-          28/09/2020         Suç isnatları hakkında birinci dereceden görgü ve bilgiye dayalı tanıklıklarına başvurmak üzere, Mithat Özdemir, Ömer Akkoyun, Suat Gün’ün tanık olarak çağrılıp dinlenmesi talebi

-          28/09/2020         Tanıklıklarına başvurmak üzere, Nevin dağcı, Arzu Çöğür, Levent Çöğür, Selvinaz Çoban, Meryem İlme, Erol Albayrak, Ümran Geyve, Muharrem Geyve, Selçuk Yalçın’ın tanık olarak dinlenmesi talebi

-          09/10/2020         Olay yeri inceleme ekipleri ve helikopter kamera kayıtları, meskene ait güvenlik kamera kayıtlarının verilmesi talebi

-          05/11/2020         Gözaltı sürecinde alınan sağlık raporları ve kolluk tarafından kayda alınan fotğrafların birer suretinin verilmesi talebi

-          06/11/2020         Polis operasyonu esnasında dragos olarak tabir edilen yerdeki çok sayıdaki sivil görünümlü kişilerin tespiti talebi

-          17/11/2020         Mahkemeye sunulan videoların izletilmesi için teknik imkanların iyileştirilmesi, gerekirse bilirkişi bulundurulması, aleyhe haber olacak durumların bertaraf edilmesi talebi

-          19/11/2020         Dosyaya 16/11/2020 tarihinde sunulan dijital materyallerin bir suretinin verilmesi talebi

-          03/12/2020         Cezaevi görüşü ve savunma hazırlığı yapabilmek için hafta içi 2 gün duruşma yapılmaması talebi

-          22/12/2020         Esasa ilişkin savunma için süre verilmesi talebi

-          25/12/2020         Kandillideki operasyona ilişkin olay yeri inceleme görüntülerinin, güvenlik kamera kayıtlarının verilmesi talebi

-          28/12/2020         Yaşam ve sağlık haklarının korunması için duruşmaların erken bitirilmesi talebi

-          28/12/2020         Etkin savunma yapılabilmesi için müdafilerin savunmasına müdahale edilmemesi ve duruşmaların makul saatlerde bitirilmesi talebi

-          30/12/2020         29/12/2020 tarihli duruşmada Av. Sena Akkaya’nın sunduğu belgelerin verilmesi talebi

-          04/01/2021         Nuri Özbudak’a ait olduğu iddia edilen Samsung marka 64 gb kapasiteli hafıza kartına ait imajın kopyasının verilmesi talebi

-          07/01/2021         Duruşma tutanağına sehven yazılan ifadelerin düzeltilmesi talebi

 

3- Mahkeme heyeti 30.11.2020 tarihi itibariyle sanıkların esas hakkında beyanlarını alma işlemlerine başlamış ancak böyle yapmamıştır. SANIKLARDAN SADECE “İDDİA MAKAMININ ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINA” KARŞI BEYANDA BULUNMALARI VE MÜTALAADAKİ HUKUKİ DEĞERLENDİRMELERİ HARİCİNDE BİR KONUDAN BAHSETMEMELERİNİ BELİRTMİŞTİR.

 

Sanıklar ve müdafileri “davanın esası hakkında beyanlarını” sunmaları gerektiğini ve haklarında çok fazla suç isnadı olduğu için bunlar hakkında beyanda bulunma hakları olduğunu söylemişler ise de, mahkeme heyeti çok sert karşılıklar vererek sanıkları susturmuştur. Hatta diyeceklerine müdahale etmiş ve bir kısım sanığın sözünü yarıda keserek yerine oturtmuştur. Mahkeme heyeti bu hukuksuz uygulamasıyla sanıkların savunma haklarına ağır bir müdahalede bulunmuştur.

 

Ancak buna rağmen SEGBİS çözüm tutanaklarında “evrakta sahtecilik” boyutunda tahrifatlar yapıldığını düşünmekteyiz. Çünkü hem kısa duruşma tutanakları ile bilirkişilerce yapılan SEGBİS çözümleri arasında farklılıklar bulunmakta hem de mahkeme başkanının sanıklara “esas hakkında mütalaa ile sınırlı kalmaları” yönündeki beyanları, uyarıları ve bağırdığı bölümlerin kayıtlardan çıkarıldığını görmekteyiz. Örneğin;

30.11.2020 tarihli oturuma ait mahkeme heyetince hazırlanan kısa duruşma tutanaklarında sanıklara güya esas hakkında mütalaya ve dosya içerisindeki tüm belgelere, raporlar ve beyanlara karşı savunma hakkı verildiği yazmaktadır. Aşağıdaki örnekler sırasıyla tüm sanıklar için geçerlidir.